İnsan, kaybın mutlak geçerliliğe sahip olduğu bir dünyaya doğar. Doğumun kendisi bile bir yitimdir: en bütün, en güvenli, en sessiz sığınak — ana rahmi — geride kalır. O ilk nefes, aynı anda hem yaşamın hem de yoksunluğun başlangıcıdır. Otto Rank ´ın “ilksel yoksunluk” olarak adlandırdığı bu ilk kopuş, insanın varoluşuna kazınmış ilk travmadır; her arzu, o yoksunluğun yankısını taşır. İnsan, daha yaşamının ilk anında, varlığın kendisinin bir eksiklik deneyimi olduğunu öğrenir....
